SIGARA YASAĞININ 1. YILINDA GALATASAY LİSESİNİN ÖNÜNDEYDİK

Yukarıdaki ifadeler sigara yasağını var olan haliyle savunanların karikatürize edilmiş halini yansıtmaktadır.

 

 Yasa, başlangıçta 18 yaşından küçükleri tütün ve tütün mamüllerinden koruma gayesiyle tasarlanandı 2008 yılı ocak ayında meclise geldiğinde iktidar partili 7 milletvekilinin verdiği önerge ile amacı tamamen değişip eğlence yerlerini de kapsayan katı bir biçimde yasalaştı.

 

İnsanların zaruri ihtiyaçlarından dolayı bulunmadığı kafe, bar, lokanta gibi eğlence mekanları tercih hakkının olduğu ve 18 yaş altının zaten giremediği yerlerdir. Tam da bu nedenle yasa yeniden düzenlenmelidir demiştik. Alkollü içeceklere reklam kısıtlamaları, sponsorluk yasakları ve yeni ruhsat mevzuatları gibi  uygulamaların da yasalaştığını düşünürsek ki bu noktada tapdk denen kurumun uygulamalarına dair özel endişelerimiz mevcuttur.

 

Kastımız alkolsüz mekan, alkollü mekanların ayrılması veya denetimin buralarda nasıl olacağı değil sorunun yasakla çözülebileceğinin sanılması ve bunun gerçekleşmemesidir. Ayrıca bir kesim yasadan hoşnut da olsa sorun bu değildir! Sigaranın zararlı olduğuna ilişkin kimsede zerre kadar şüphe zaten olamaz ama toplumda maalesef yaygın ve legal olarak kullanılan , ticari hayatı doğrudan belirleyen bir maddeye dair düzenlemeler de kimsenin kişisel veya kurumsal eğilimlerine, tercihlerine göre belirlenemez! Bu itibarla yasanın esas olarak tekrar yargı sürecine girmiş olması yargıya olan güvenimizi tazelemiştir.

 

Bu aşamada yasa değiştiği takdirde Sigaradan kaynaklanan hastalıklarda sosyal güvenliğin kesileceği gibi söylemler 1 yargı sürecine doğrudan etkidir 2 hiçbir sosyal devlet vatandaşına sağlık hizmeti vermemezlik edemez. Sağlık söz konusu olduğunda yasadışı bir madde bile neden olmuş olsa tedavi kişinin “suçlarına” bağlanamaz. Kaldı ki öylesi bir durumda kişi sigarayı, evde mi, sokakta mı, kahvede mi içti araştırması da mı yapılacak?

 

Yine tam bir yıl önce açıklamalarımızda “Sosyal yaşantının bizim iyiliğimiz için! altüst edildiği günlerde kış ayazında sektörün toplamda ne hale geleceğini sanırız anlatmaya gerek yok” demiştik. “Açık alanı olmadığı için iflas etmiş yüzlerce iş yeri sonucu tekelleşme, başka sektörde deneyimi olmayan işsiz kalan on binler, aileleri ile yoksullaşan “sağlıklı” yüz binler” demiştik tam da öyle oldu. Karşımıza çıkarılan rakamları ve istatistikleri biliyoruz, reklamda oynayan işleri iyi giden güler yüzlü esnaf kadar gerçeği yansıtmaktadır veriler. somut gerçekler isteniyorsa verelim, ebeveynler artık evde daha fazla sigara içiyor, kahvehane, meyhane önlerinde  toplu sigara içen gruplar gençler için daha cazip, sokakta yürürken erkek ve kadınlar daha fazla sigara içen yetişkin örneği oldukları için sigara içme yaşı düşmektedir.

 

Ayrıca siyanürlü altın aranan, küresel ısınmaya karşı toplumsal bir çalışmanın olmadığı, yanan ormanların 2b gibi yasalarla imara açıldığı, akarsuların özelleştirildiği, nükleer santrallerin onaylandığı, İstanbul da kişi başı ancak 1 m2 yeşil alanın düştüğü, eğitime, ulaşıma zamların yapılıp, sağlıkta koruyucu hekimliğe geçmek yerine aile hekimliği adı altında kamusal değil bireysel sağlık hizmetinin benimsendiği bir ülkede “dumansız hava sahası”  fikrini sağlık adına savunmak doğaldır ama öncelik konusunda sıkıntılar vardır.

 

Yasa başından itibaren işletmelere metrekaresi ve ruhsat nevine göre yalıtık sigara içilmez alan tahsisi zorunluluğu getirseydi hiç kimse herhangi bir şeyi sorgulamaz severek de riayet ederdi. Ancak kanun işletmecilerin, esnafın kolluk gücü olduğu, vatandaşın muhbirleştirildiği yasakçı bir içerikle yürürlüğe girmiş ve Türkiyemize yakışmamıştır.

 

Ayrıca son olarak, “Esnafın, çalışanın ve vatandaşın katılımıyla düzenlediğimiz bu basın açıklaması yoluyla taleplerimiz doğrultusunda Yasa düzenlenene kadar iş yerlerimizde ve sokakta sesimizi duyurmaya devam edeceğiz.” Demiştik ediyoruz…

 

Teşekkür ederiz